Taşınma;

0 yorum
taze söylemelerin içinden geçip
taze şiirlerin bahçesinde
düş topladım
aydın yarınlara....

Taşındık....

"Mutlu Öykü Deniz" adıyla facebooklardayım... Bilim, sanat, felsefe, karşı psikiyatri, karşı din grupları ve -"ictenlik"- (tırnak işaretleriyle beraber) kimi benzer forumlardayım..

Bekleriz..
Ekleyin..
https://m.facebook.com/sanal.manik


yalnızlığımsı

0 yorum
savrulan yalnızlıklar

üzerimden çıkardığım kendim,
ve giydiğim kendim

kendini aramanın çıkarsız özleminde,
yalnızlığın giydim, giyindim...

yalnızlığı ruhuma ve varlığıma giydim,

çıkardığım yalnızlık mıdır şimdi üstümden ( şimdi kendimden)

/ve üstümden döktüğüm
yalnızlık mıdır?
yalnızlık parçaları mı?

içimdeki çocuk parçaları; parçalılıklıkları

0 yorum
-parçalı eskiz-

içimden çocuklar topladım
..
coşkuyu göğe kışkırtan imler arayıp durdum imler/imgeler bahçesinde
ki çocuklar yalnız oyun oynamaz

dökülen düş taneleri gibi şeylerle oynamak istedim
ve yalnızlık oynanmıyor

yalnızlıkboyu kendim topladım
.
düşyolu yürüyelim
....
ve kendim çocuklara bölünmeli

parçalı insanlık

0 yorum
insanlık parçaları

üstümden dökülen yalnızlık
her yere attığım ve bıraktığım kendim parçaları
oralarda buralarda unuttuğum parçalarım
yaşantı parçaları

yenileme;

0 yorum
gökyüzünü içer gibi

Bu dünyada;
Bir nefes almak;
Bir nefes almak ama,
Bedenin yeni yapılmış,
-bir çocuk bedeni gibi;
acıları mutluluklar içmiş

hava ki bildiğin hava ama
ağacın gökyüzünü soluması gibi, doğal
özgürce;
tertemiz bir nefesle dolmak
nefes ki;
taptaze bir gökyüzünü içmek gibi

İnsanlık'sız-lık...

0 yorum
insanlık

kayıp

karanlık
insanın üstüne çöken bir uğultu gibi karanlık

yargılamalar
ve tantanalar

ve ölümlülükte yaşıyoruz

bunca sefaletin içinde yaşadım
yüreğim çınladı
ölümsüz şafaklar aradım

yaşamla hesaplaşmamı tuttum
güneş arıyorum karanlıkta

herkes bir derdine tutunmuş
yüzüyor bir kıyı ya da kara arayışına doğru

ve acılar sağırdı
ve insanlık insanlıksız

DİNLERDEN ÖZGÜRLÜK KONSEYİ ÇAĞRISI VE DİNLERDEN ÖZGÜRLÜK DAVETİ

0 yorum
  





DİNLER ÜSTÜ/DİNLER ÖTESİ ETİK ARAYIŞI (VE BİRLEŞİM) ÇAĞRISI

"DİNLERDEN ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI VE MANİFESTOSUNA DOĞRU"

ÖZGÜRLÜK VE BİREYSEL İSTENCİN SAVUNULMASI VE DUYURULMASI

Dinler insanlar arasında tarihin her dönemde ayrılık ve savaş sebebi olmuşlardır.

Ortadoğu halkları tabiri caizse hala karanlık çağı, orta çağı yaşamaktadır ve dünya buna açıkça seyirci ve sessiz kalmaktadır. Ortadoğu da hala din ya da milliyet ve ekonomi politik çıkar çatışmaları/kavgaları adı altında bir kutsal yer kavgası (senindi benimdi kavgası) adı altında süren bir savaş ve adeta tarihi bir kan davası hala devam ediyor.

Bizler insanlar olarak suskun olmaktan üzgünüz ya da çaresiz ve elimizden bir şey gelmez bir bekleyişten de hem üzgün hem de yorgunuz. Bir şeyler yapmak halklara seslenmek ve elimizden gelirse bu tarihi acıyı durdurmak için bir şeyler yapmak ve artık buna bir dur demek seyirci kalmamak istiyoruz.

İnsanların din anlayışları (ve milliyet ve politik anlayışları) üzerine uzunca durup düşündük ve uzun değerlendirmeler yaptık.

Tanrı anlayışından ve küresel din anlayışlarından başlamak istiyoruz.

Bir çok felsefi ve bilimsel bilgisel din karşıtı sav ve söylem olmasına rağmen din ve Tanrı fikirleri insanlığın aklını kurcalamaktadır. İnsanlığın bu konu da birleşmiş ya da ortak bir algısı ve ne yazık ki yok gibidir.
Açıkçası insanlığın bu konuda bir fikirbirliği ve uzlaşıya varması zor görülmektedir. Modern batı küreselleşme, globalleşme ve demokratikleşme adı altında kültür ihracında bulunsa da Dinin karanlığın da yaşayan halklar yine de bir ölçü de kendi kaderine bırakılmış ve terkedilmiş gibidir.
Savaşta tüm bu sürecin ağır bir cabasıdır.

İNSANLIĞA DİNLERİN AÇIK TARTIŞILMAYA ÇAĞRILMASI DAVETİ

Bu metindeki "dinler" kavramı ,öncelikle kutsallaştırıldığı varsayılan dört temel kitap sözedilişi ve din bilgisine vurgu yapmaktadır.

Din ve Tanrı düşünceleri yüzyıllarboyu insanlığın aklını kurcalamıştır.

Tanrının varlığı yokluğu konusu ya da bunun olası şüphesi her zaman (tarihler boyu) insanlığın zihnini meşgul etmiştir. İşin aslı Tanrı ve Tanrı düşüncesi insanlığın belleğinde büyük bir yer tutar.

Tanrının varlığı yokluğu nasıl araştırılabilecektir? ya da soruşturulabilir?
Akıl ve düşünce üzerinden ya da gözlemle bu kavranabilir mi ve bu sonuca erebilir miyiz? Bunu bir gerçek olarak kavrayabilir miyiz? Şüphesizce bilebilir miyiz?
Biz uygun metodoloji yöntem ile bunun mümkün olacağını öngörüyoruz .

Biz; nesnel metodoloji denilen ile öznellik ve subjektivite baskısında sıyrılarak bunun mümkün oluşunu, doğal gözlemini ve açık kavrayışının mümkün oluşunu işaretleyeceğiz ve bundan yine kendi kavrayışımızdan örnek düşüncelerle sözedeceğiz.

Aşağıda buna dair serbest önermelerimizi, bildirim ve mottolarımızdan bazılarını da sunacağız.

Ancak önce durumu/realiteyi tahlil etmemiz gerekiyor.

Bir çoğumuzun elinde doğuştan bir din var ve o din de nesiller boyu süren bir gelenek görenek olarak aileden ve toplumdan geçme-emilme bir dindir.

Dinler tarihinin tüm karanlığı incelendiğinde, neredeyse şunda hemfikiriz. Neredeyse tüm dinler, baskı, korku, tehdit, yıldırma caydırma, zorlama siyasal fetih, dinin politize savaşları, kılıç zoru,sindirme hatta köleleştirme, boyun eğdirme, zorlatma anlamıyla yayılmıştır ve adeta insanlar ele geçirilmiştir ve insanlar zorla din sahibi yapılmıştır.

İşin aslı dinlerin yayımında ve seçiminde yani geçmiş ilk benimsemesinde çok fazla serbest irade/seçim olduğunu söyleyemeyeceğiz. Bu güce boyun eğmedir, yaşamsal çıkarlarını koruma, aksini söylemeye gücü olmama, aksinin yaşamsal tehdit olması ya da başka şansı kalmamadır. Yani dinler korku, baskı ve tehditle ve bunun geçerliliğine inandırılma tabiri caizse zorla ve güçle kandırılma ile yayılmıştır. İnsanlar buna boyun eğmiştir, eğmek zorunda bırakılmıştır.

Bizler modern dünyanın, modern aklın ve vicdanın temsilcileri olarak uygar dünyanın göbeğinde yaşayan bireyler olarak, bunlardan son derece rahatsızız.

Kişisel kanaatlere saygı duyulan bir modern çağda yaşayan serbest iradeli bireyleriz/varlıklarız. Toplum bizi bu konularda töhmet altında bırakmaktadır. Bir yanımız Avrupa bir yanımız Asyadır. Bu konjonktürde yaşarken hala serbest kanaatlerimizi toplum kanaatleri ve çıkarlarıyla tam örtüştüremiyor (uyuşturamıyor) ve toplum dayatmasıyla bir şeylere karar veriyoruz ya da serbest fikirlerimizi, vicdan ve belleğimizi tam anlamda (açamıyor) ortaya koyamıyor ve savunamıyoruz çünkü kapalı gelenekçi ya da muhafazakar bir toplumda yaşıyoruz.

Biz bunun aşılması için yollar aranmasını öneriyoruz.

İşin aslı insanların bir çoğu kafası karışmış ya da korkmuş oldukları için ya da başka çaresi olmadığı için tanrıya inanmakta, tanrı konusunda tereddüt etmekte ya da işin aslı belki hiç inanmasa da inanıyor görünmekte ya da görünmek zorunda kalmaktadır/bırakılmaktadır.

Çoğu zaman ve durumda da kişiler bu kişisel gerçeği başkalarına açıklayamamaktadır. İşin aslı bu tip açıklamanın getireceği toplumsal yaşamsal zedelenme, baskı ve yafta yeme çok açıktır. Toplumdan ya da belli grupların seni anlayışından dışlanabilirsin. Zor bir yaşamı çoğu zaman kimse istemez. Susmak en kolay gelir.
Türkiye ölçeğinde bunun aksini iddia etmenin mümkün olduğunu sanmıyoruz hatta bir çok Ortadoğu ülkesinde bu kadar bile özgürlükten ne yazık ki sözedemiyoruz .
İş kaybı, sosyal çevre dışlaması-daralması, okul aile uyumsuzluğu, toplum sosyal çevre ve aile bireyleri uyumsuzluğu, varsa çocukların toplumdan dışlanması ve etiketlemesi tehdidi tehlikesi etiketi, yanlış anlama ve anlaşılmama düşüncesi gibi sorunlar vardır. Tüm bunlar baskıdır.

Kendi çocukluğumuzdan ve ilk gençliğimizden biliyoruz ki hiçbir zaman fikir ve kanaatlerimizi, kendi vicdanımızı toplum yargısını aşarak özgürce açıklamamız mümkün değildi ya da öyle hissettik ve bunun olanağını pek göremedik. Bir çok sosyal sorun içiçedir...

Biz bu sorunların aşılmasının yollarını aradık ve bunun olanağını bu sosyal sanal dünyada bulduk. Yıllaryılı forumlarda insanlarla bu konular üzerinde sohbet ettik ve uzunca tartıştık. Uygun bilgi verilip alındığında ve uygun iletişim sağlandığında ve uygun bilgilendirme yapıldığında dine karşı realitenin mümkün olduğunu, dostlar kazandığımızı ve yanılmadığımızı da gördük, gözlemledik. Yıllaryılı dinsizleşme ve deizm artışı gözlenebilir. Eminiz ki bu aratarak sürecektir..

İnsanlık adeta korkmuş, kafası karışık ve işin aslı ne? bilmediği için diğerlerinin yolundan giderek "mış gibi yapmakta"dır ve adeta biri- birileri çıksa da bu tanrı problemi çözse, bilimsel bir açıklama yapılsa ve buna taban bulunsa keşke diye beklemektedir. Böyle giderse bu bekleyiş sürecektir. Meselenin özüne inilmesi ve tam üstüne gidilmesi lazımdır. Geri durmak değil.

İnsanlık Tanrısal bilginin ve Tanrısallığın ne olduğunu bilmediği ve kestiremediği ve bunun bilgisel çıkmaz olacağını düşündüğü; kimse de doğru düzgün bir cevap olmadığını sandığı, felsefenin (bilgini bilmenin bu konuda bir referans olmayacağının sandığı ve bilimin ise bu alanla ilgilenmediğini ya da Yaratılışçılık tersi olarak bir Evrim Kuramı içerdiğini düşünmekte açıkçası Tanrı düşüncesinin tam bir çıkmaz olduğunu sanmakta bireysel vicdan da aşılmayacağını düşünmektedir.
Biz-LER hem aksini düşünüyor, gözlemliyor hem de aksine inanıyoruz.

YA VARSA ÖN KARŞI SAVUNMASI 

Ya varsa?
Bir bilimsel araştırma ya da keşif cümlesi değildir. Bu bilgisel/bilimsel açık bir şüphecilik değildir. Ya Varsa, ifadesi bir korku cümlesidir ya da açıktan varsayma ve dayatmadır.
Buna hipotez denebilir ancak böylesi bir hipoteze bilimsel araştırma ve keşif konusu dayatmak mantıklı mı?
Bilim ve mantık, felsefe daha açık önermeler ile başlar sorular ile başlar ve başlamalıdır.
Varlık nedir? Nasıldır? onun içte bir dayanağı ya da başlangıçsal tabanı ve öncesi var mıdır? Olabilir mi? Varlık bir ilk varlık tarafından oluşturulmuş olabilir mi? vb. cinsinden sorular belki bilimsel ya da felsefi önermeler olabilir ancak "Ya Tanrı Varsa?" içeriği açıkçası kendi içinde bozuk bir soru-n ve belirtmedir.
"Ya yoksa" cümlesi daha pozitif, yapıcı ve sentezci bir yaklaşım ve öbürüne de yani "Ya Varsa"ya da eşittir.
Korkulu şüphecilik bilim yapamaz. Öznel safsata üretir. Bu, Öznel bilim bilgi üretir.
"Ya varsa"nın karşı savı ve diyalektiği "ya yoksa"dır. Bu ikisi bir tartı da tartıldığında hiçbiri diğerine ağır gelmez tam eşittir ve sorun tam bir çıkmaz ya da çelişki halini alır. İkileme gireriz demek.

Ya Varsa? savını yıkmak eşitlemek için Ya Yoksa savı önermesi her zaman yeterli olacaktır. Ya Varsa ve Ya Yoksa birbirine temas ettiğinde bu sorun aşılabilir.

YAZIM SÜRECİNİN DEVAMI

Bireysel (tutsak) vicdanlar özgürdür, kanaatler aşılanamaz.
Düşünce, kanaat ve vicdan açıklamak tüm dünya da açıkçası ve ne yazık ki özgür değil.
Fikir vicdan hiç özgür değil.
Bizler hapsolmuş durumdayız. Zor durumdayız. Zorlu ülkelerdeki insanlar adeta bizlerden modern dünyanın ve refahın kucağında yaşayan bizlerden duyarlılık ve yardım bekliyorlar.

Bizler fikir, vicdan ve kanaatlerimizde özgürüz. Düşünce ve duygularımızda da açık olmalıyız, özgürüz.

Tüm dünyada fikir ve vicdan açıklanması serbestleştirilmeli ve özgürleştirilmelidir. Bizler insanlar olarak birbirimize borçluyuz. Ortak dünyayı ve kaderi paylaşıyoruz. Süren sorunlar ve tarihsel acılar ortak hepimizindir. Kan ve savaşı durduramazsak er-geç kendi refahımızı tehdit edecektir.

Tersinde ise baskıcı ülkelerdeki özgürlükçü halklara açık iltica benzer haklar açıkça sağlanmalıdır. Kimi ülkeler kapılarını açmalıdır. Savaştan ve kinden ve öfkeden kaçan sığınnan halklar diğerlerince açıkça korunmalıdır. Politik bir baskıdan yılan bir insan ne yapsın_? Kendi ülkesinin karanlığını yaşayıp aşmak zorunda mıdır? O halde bu bir savaştır ve bu nedenle de insanlar ölüyor ve öldürülüyor ya da bireysel ve politik özgürlüklerin sağlanması çabasıyla açık bir savaşı ve kötü ve zorlu yaşam koşullarını da göze alıyor.

Bizler
Toplum önünde (kendi toplulumuzda dış bir ülkeye gitmeksizin de) açık ve yargılanmaksızın konuşmak konuşaiblmek ,dinin kendini de ve dini düşünce ve anlayışları da serbestçe eleştirmek istiyoruz.
Kapkara vicdan neden aydınlanmaz?

Tanrı fikirlerinin çoğunu kitle baskısı mahalle baskısı toplumsal görenekler ve sosyolojik taban dayatmakta ve bize aşılamaktadır. Bunu kabul edelim. Toplum sosyolojik bir yıkıntı olduğu için karmaşa içindeyiz bunu da kabul edelim.

Dışlama korkusuyla düşüncesini açamayan yüzbinler ve milyonlar belirsiz bir şüphecilikle aklını şüphe kemiren insanlar bir ses bekliyorlar.

Toplumlar nezdinde üst kurullar ya da uluslararası her alandan din, bilim temsilciyle bir konsey kurulmasını önerebiliriz.

Daha evrensel olduğu söylenen haklar bildirgesi insanların eşit ve özgür olup doğduğundan sözederken (ve bizler bunu varsayarken) yanılıyor, yanıltılıyoruz ya da yöneltiliyoruz

Bizler Doğa ve Varoluşa (ya da Kendi varoluşumuza) mı aidiz Tanrıya mı?
Kendi kendimize mi aidiz Tanrıya mı? Tüm varolana mı bağlıyız?

Bireysel bir Tanrıyı herşeyin (asıl) sahibi ya da yaratıcısı olan bir Üst/Üstün (İlk ve Baş) Özne ve kural koyucu olarak tayin ederken, kullar olduğumuzu ilan ve deklare edip, İnsanlık olarak belirsiz ve ortak olmayan yasalara tabi olduğumuz biliş ve belleğimize işliyoruz ve kabul ediyoruz.

Bizler doğanın (varoluşun) yasalarına mı tabiyiz Tanrının yasalarına mı? Peki bu ayrım nerede nasıl çizilecektir?_
Herkes kendi yasasına mı tabidir? Toplumsal yasalar neyi işaret eder? Din ve yasa ayrımı nerede çizilecektir? Bireysel vicdan ve kamusal vicdan ve yasa ayrımı nerede nasıl çizilecektir?

Dinler başkalarının bireysel özgürlüğüne ve (hürriyet vicdanına) egemenlik anlayışına sorumlu ve bilinçli şekilde kastetmektedir? Bunu aşağıda metinsel örneklerle açacağız.

Kendi inancımızı ve düşüncelerimizi (kendimizle sınırlamayarak) başkalarına dayattığımız an da başkalarının yaşam alanına giriyoruz ve bu başlıyor. Buna toplum olmak deniyor. İçiçe yaşamak deniyor.

Dini inancımızı ve kişisel fikrimizi kendimizle sınırlamadığımız an da başkalarının hak alanına giriyoruz.
Benim Tanrım seni de yaratmıştır (ve ya da senin de sahibindir) ifadesinin altında bile bu hak ihlali (açıktan) vardır ve yatar.

Yani bunu yaparak, kendi bilişselliğimizi başkalarına dayatarak onların özgürlüğüne de açık el uzatıyoruz.
Yüzyıllar ve binyıllar bunun savaşı ve Din savaşları ile doludur.

Avrupa da bir Rönesans ve Aydınlanma Çağı getiren ,Uzak Batı da ya da Kuzey Amerika da bir Evrensel Haklar Beyannamesi yazdıran refleksler bu tarihsel çıkmazlar ve karanlık değil midir? Yani Bireysel Tanrısal Toplumsal hakimiyet arzusunun ve çıkar savaşının tekrarı sonucu büyük acıların tekrar tekrar deneyimlenmesi değil midir?

Bireysel bir Tanrıyı herşeyin üstündeki ve varlığın asıl sahibi ilan ve deklare ederken, kendi kulluğumuzu onaylıyoruz.
Kulluk demek kölelik demektir. Adını değiştirmeye gerek yoktur. Bu bireysel kulluktur ve kul olana dair bir cümledir, ikilemdir ya da seçimdir. Kul olanla sınırlı kalmalıdır.

İNANCA SAYGI DENENİN İÇ ELEŞTİRMESİ

Kişi kendinin ya da Bireysel Tanrısının başkalarına da dayattığı an da savaş başlar gelişir. İradenin savaşı. Üstünlük savaşı.

Kişi kendi Bireysel düşünce ve inancının diğerlerinin üstünde de (hakim) olduğunu/olacağını iddia etmektedir.
Bu hem Bireysel hem Tanrısal bir fetih ve yönetim arzusunun sonucudur ve ikilemidir. Kişisel özgürlük ile sınırlı değildir. Hak ihlalidir. Açıktan bireysel hak ihlalidir. Dinsel ve bireysel yayılmacılıktır.

Kişi kendi egemen Tanrısını ve bilişini diğerlerine de dayatarak (Kendi ya da Tanrısı adına) diğerleri üzerinde de hak ve egemenlik ya da otorite talep etmektedir.
Kişisel Tanrısı üzerinden diğerleri üzerinde hak ve egemenlik talep edilmektedir ve bu kişisel saldırı yansımaktadır. Bireyin yayılmacılığının işaretidir.

Bireysel bir Tanrının diğer bireylere de egemenliği iddiası onların egemenlik haklarına, özlük haklarına ve birey oluşuna, kendi düşüncesine ve bireysel çıkarlarına karşı da açık bir saygısızlık ve kişiyi töhmet zan altında bırakmadır. . Varlığa açık bir tehdittir.
Bu açık savaş ilanıdır. Saldırganlık ilanıdır.
Dövüş sebebidir. Tarih bunun yıkımlarıyla doludur.
Bunun savunusunu veriyoruz.o halde.

Egemenlik bireyin hakkıysa bireyde kalmalıdır. Bireyin seçimi ve kişisel hakları, özgürlüğü (özgür istenci ve idaresi) açık bir yasa ise başka bir bireyin kendi Tanrısının tüm varoluşu kuşattığı varsayımı üzerinden onu da yönettiği/yöneteceği iddiası açık bir saldırganlık hak ve özgürlük ihlali olacaktır/belirtecektir.

Diğer bir bireye Tanrı dayatmak onun egemenlik alanına müdahaledir, müdahale anlamı taşır özgürlüğe kasıttır.

Kişi kendi kulluğunu onarken başkalarının kul olup olmamasına (kulluk düşüncesi taşıyıp taşımadığına) karışamaz yönelemez. Aksi, kişisel özgürlüğe ve yaşamsal haklara kasıttır/savaştır.
Birey Tanrı Birey Tanrıdır. Tanrı ile Birey arasındadır. Tıpkı Sahip ve Köle arasında kalacağı gibi bu ilişki sınırlanmalıdır. Kişi kendi Tanrısını başkalarına dayatamaz. Benim Tanrım senin üzerindedir, senin de sahibindir, yaratıcındır demek ve bunu dayatmak bile açık hak ve özgürlük ihlali belirtir ve işaretler. Bireysel kulluğu taşan bir yaklaşımdır. Kişini kendiyle sınırlı değildir.

Bireysel bir Tanrıyı herşeye üstün merkezi istenç ilan ederken ya da tüm varlığın yaratıcısı olarak işaretlerken karanlıkta bir ışık/yön ve asılsız bir dayanak arıyoruz.
Çünkü boşluktaki kayıplarız, yitik hafızalarız.

İşi aslı insanlık karanlıkta kaybolmuş ışık arayan yol yön arayan bir yolcuya benzemektedir.

Evrensel bilgi ve bilişsellik herşeyin üstündedir.
Evren tüm nesnelerin nedenidir ve tüm hepsini kapsar. Evren bir bütündür. Bütün olarak kendidir.

Bireysel vicdanda bireysel bir Tanrıyı herşeyin üstündeki bir güç olarak nitelerken kendimizden ve birbirimizden ve diğerlerimizden çalıyor ve hem birbirimizden hem de gerçeklerden kaçıyoruz.
Bunu yaparak;
İnsanlığın ortak ve birlikte kaderini yadsıyarak, insanlığın sorunlarını ve bunların çözümünü göksel, dışsal idaresel bir hamiye havale ediyoruz. Güç ve hazır reçeteler yaşama bilgisi için de dileniyoruz. Korku ile travmatize ediliyoruz.

Bilgi göksel bir olgu değildir. Heryana dağılır ,herşeyin/heryanın içinde vardır ve herşeye (eşit ortak) yayılır/dağılır.
İşin aslı bilgi her yerde ve herşeydedir.

İnsanlık kendi iplerini eline almalıdır. Kendi bilgisini, yaşamını, toplumun kurmalı ve düzenlemelidir.
Dinler bunun üzerinde tehdit unsurlarıdır, baskı unsurlarıdır, töhmet unsurlarıdır. Bireysel vicdanın açık olarak kamusal vicdana dayatılmasıdır. Yani kişiyi aşan dinler (bir Din ve dinsel vicdan) varolduğu sürece insanlık barış ve huzur bulamayacak.

Dinler korku sebebi olmuşlardır.

Bireysel vicdandaki bir Tanrıyı kitlesel vicdana dayatırken başkalarının özgürlük alanına giriyor ve özgürlüklerinden sömürüyor/çalıyoruz.
Bu benim bireye indirgenmiş inancım anlamına gelmiyor. Çünkü onu diğerlerinin üzerine de töhmet olarak dayatıyorum.

Benim (Bireysel) Tanrım/göksel hamim (senin inanç, duygu ve düşüncelerinin de üzerindedir dendiği an da, bireysel istencim sizlerin üzerindedir demektir.
Bireysel sınırı aşar tehdit haline gelir ve "neye inanırsan inan! ben ve Tanrım haklıyım" seninle savaşacağız der, demektedir.
Karşı tarafın inanç ve düşünce çemberine saygı değil saygısızlıktır ve müdahaledir. Bireysel istencini başkalarına dayatmaktır.
Bu asıl inanca ve karşı düşüncelere saygısızlıktır.

Bireyse haklar ve özgürlükler tanınmalıdır. Din devletleri dünya için tehdittir.

Özgürler özgürler olarak tanınmalıdır. Kullar kullar olarak ayrılmalıdır, kendini tanımlamalıdır.

Hiç bir varlığın himayesine girmemiş varlık, doğa karşısında ve kendi varlığı karşısında özgürdür. Biliş seviyesinde ilke ya da ilk gerçek olması gereken budur. Gözlem budur.

Sahiplik Kulluk ilişkisi bu kulluğu benimseyenin kendi sorunudur ve kendi sorunu olmalıdır. Bireysel çıkarı amacı ve kişisel sorunudur. Kendi dairesiyle sınırlıdır ve sınırlanmalıdır. Kişi kişisel Tanrısının başkaları üzerinde hak sahipliğini ve egemenliğini iddia ettiği an da kaos başlar. Bunun ınırı iyi belirlenmelidir.

Din ya da kulluk Bireysel iradeyi taştığında yani kişisel Tanrının diğer ve başka bireyler üzerinde de egemenliği sanısı ilan edildiğinde bu bireysel İnanç felan değildir. Politik bir din yaymadır, inanç yaymadır, başkalarının görüşüne karışmadır, özgürlük yıkıcılıktır, kendini yaymadır.

Benim Tanrım senin üzerinde egemen ya da egemenlik kolluyor demek başkalarının idaresine kasıttır. Ben senin ya da Tanrım senin başına da buyruk ve musallat demektir. Bir açık saldırı savaş ve güç ilanıdır.

"Birey Tanrı" birey vicdanında kalmalıdır. Birey vicdanına hapsedilmeli. Toplumsal alana dayatılamaz. Dayatıldığı an da kaçınılmaz bir savaş, çatışma ve kaos başlar/nedenidir.
Bunun dayatımı kesin olarak net bir biçimde düşüncelere açık saygısızlıktır, saldırganlıktır.

Bir kişi diğerlerinin üzerinde de güç ve otorite sahibi (egemen) Tanrısından bahsederken diğerlerinin hakimiyetinden, güç ve kontrol planlarından da aynı an da sözediyor olur. Belirtilen amaç fetihçilik ve kontrolcülüktür.

Bireysel Tanrı bireysel alanda kalmalıdır. Bireysel inanç yanız kişinin kendi ile sınırlı olarak kendi kendine dayatabildiği/diretebildiği bir inanç olmalıdır. Bundan ötesi bireysel inanç değil bakın diğerlerinin üzerine uzanan bir hakimiyet ve otorite düşüncesi taşımaktadır ve bireysel inancı ne yazık ki aşar.

Bir kişi diğerlerinin üzerinde de güç ve otorite sahibi (egemen) Tanrısından bahsederken onun özgürlüğünden de çalıyor (çalmaya kalkıyor) ona adeta onun özgürlüğüne kastediyor demektir. Bu kabul edilemez. Bu açık varlıksal tehdittir giderilmelidir.
Özkorunum ve özsavunma gereği karşı taraf bilgilendirilmeli yönlendirilmeli ve kişi kendini bu saldırıdan savunmalıdır/korumalıdır.

Burada bunu yapıyoruz:

Belirtilen şey yani Birey Tanrıyı Kamusal Vicdana ve herkese dayatım (Kendini dayatmak ya da Tanrısını dayatmak olarak) açık olarak bireyin yaşam haklarına ve alanına kastetmek, tecavüz etmektir yaşamsal savunulmalıdır.
Çünkü egemen bir düşünce zorla dayatılmaktadır.Baskıcı fetihçi bir anlayış yayılmacı olarak dayatılmakta ve Kulluk ve kölelik yani özgürlüğün defi izafi politik dayatılmaktadır.

Bu inanırsan inan sorunu değildir. Bu ben öyle inanıyorum sorunu da değildir. Bu Politik bir kandırmaca ve aldatmacadır ve güce sığınan politik bir yaptırım ve politik bir aldatmadan öteye varamaz, varamayacaktır.

Tanrı birey vicdanına hapsedilmeli. Kimse kendi Birey Tanrısının başkaları üzerinde egemen ilan edemez. Birey Tanrısının başkaları üzerinde töhmeti ve egemenliğin iddia ve ilan edemez. Bu apaçık sömürücülüktür. Başkalarının özgürlüğüne kasıttır.

Kulluk kişi ile sahibi arasındadır.ve orada kalmalıdır. Aksi iddia edildiğinde kişi kendi Tanrısının Özgürlük iddia ve ilan edenler üzerinde hakimiyetini dayattığında kendi saldırganlığını özgürlük düşmanlığını ve fetihçiliğini de ifşa ve ifade edecektir.

YAZIMIN DEVAMI NİTELİĞİNDE

Bireysel vicdanda Üstün bir Tanrıyı onaylarken kendi küçüklüğümüzü ilan ediyoruz. Kendi doğallığımızı, varlıkla varoluşla içiçeliğimizi yadsıyoruz.

İnsanlık; İnsanlık çatısı altında birleşmelidir. Tanrı değil, göksel varlıklar değil.
Ya da insanlık tümvaroluşun bir nüvesi olma ve tüm varoluştan olma sıradan beşer anlayışında birleşmeli ve toplanmalıdır.

Doğadaki hayvanlar gibi doğanın bir üyesiyiz. Seçkin varlıklar değiliz. Üst ve üstün varlıklar değiliz. Dinsel değerler aksini söylemektedir ve bizi çatıştırmaktadır. Bu apaçık açıktır.

Din karşısında savunu ve reddiyeler yapılmalı ve genişletilmelidir.
Dini yayılmacılık durdurulamzsa son sonuçta herkesi ve herşeyi fethetme yönetme anlamı ve ardı taşır.

Bireysel vicdanda herşeye üstün bir varlığı onaylarken, Tanrılar olmaya da kalkıyor çabalıyoruz. Güç istencine doğru yol alıyoruz. İşin aslı varoluş bu değildir. Varoluş bölüşüktür. Tüm varolanların ortak malıdır.

Bireysel vicdanda, insanlığın ve "serbest doğalılık"ın üstünde bir Üstün Başvarlığı, Başyapıcı özne olarak tayin ederken ve bunu bireysel vicdanda onaylarken ve bunu kitlesel vicdana ve diğerlerine açıkça dayatırken de aciz kullarının kimini seçip ayırarak cehennemde tutuşturan bir Tanrıyı onaylayarak özgürlükle ve özgürler olmakla ve eşit haklara sahip olmakla çeliştiriliyoruz.

Tanrı karşısındaki kullar anlayışı özgür olmak değildir.

Yanacak olanların eşitliği ve adaleti nerede?
Her olasılıkta birilerinin yakılacağı kesin tayin edilmiş ve yakılacağı kesin belli olarak ve bu da tabi ki herşeyi bilen Tanrıca bilinerek yaratılmış bir varlığın Tanrı vicdanında katında adaleti nerede?
Cehennem anlayışı kötü bir anlayıştır. İnsanlık fikrine ve vicdanına nasıl sığar ve bu nasıl onaylanır biz artık anlamıyoruz. Kimse bizden böyle bir dini onaylamamızı bekleyemez beklememelidir. Bu insancadır.

Tanrı demek kullar demektir, sahip olana göre köle iye olmak ve acizler demektir, düşmüş acuzeler toplumu demektir .

Tanrı demek kendi üzerinde başkasının hak sahipliğini ve bilinç üstünlüğünü kabul etmektir. Kendi varoluşsal dayanağından ve haklarından hatta kendinin kendine (ya da tüm varolana) ait ve sahipliğinden vazgeçmektir.
Tanrı düşüncesi özgür ve serbest doğayı açıktan yadsımaktır.

Öznel Tanrı; başka bir varlığa ,kendinden üstün görülen bir bağım ve bağımlılık ya da bağlanma isteği kuşanmak vb. demektir.
Özgürlüğün yadsınması ve iklemidir. Serbest oluşu yadsımaktır. Doğal serbestliği yadsımaktadır.

Tanrı demek; kişinin kendi doğal bağlarını ve varolana bağımını, doğa ve varoluştan (kendi varoluşundan da) kopararak suçu kurgulsal bir Üst Özneye atmak demektir.

Tanrı varoluşma bağını özgür açık doğa ve tüm olandan yani varoluşun kendinden kopararak içte bulunan ayrı bir İç-Özne bularak o Özneye dayatmak demektir

Bu da özgür olmayanlar demektir. Bilinçsizler, belleksizler, başkasına (başka varoluşsal özneye ait ve tabi olanlar, belleğini başkasına ipoteklemişler, kaptırmışlar demektir.

Dinler kaos sebebi olmuşlardır. Tüm tarih boyunca insan acılarının ve yıkımların en büyük sebeplerinden ve politik dayanaklarında da biridir. bu gerçek inkar edilemez.

Dinler acı ve savaş sebebi olmuşlardır.

Dinler bölünme ve ayrılık sebebi olmuşlardır

Tanrı demek kendi varlığı dışında Varlık ya da "Varlıklar himaye eden bir Varlıktan", "bir bilinç ve düşünce merkezinden" emir ve kontrol almak ve başka bir bilinçli varlığa koşulsuz bir itaat demektir. Tabiri caizse doğaya göre evcil hayvan sahipliği gibidir.
Belirtilen düşünce özgürlük anlayışıyla başlı başına, taban tabana zıttır.

Kullar olmak; Sahip'e, Efendi'ye ve ya da Tanrı'sına göre özgür olmayan alt bilinçli düşük varlıklılığın onanmasıdır

Bizler özgürüz. Tersi değiliz: Özgür doğaya ait bilinçli serbestleriz. Özgür varlıklarız. Kaynağımız varoluştur..
Nedensiz varoluş. Kendi kaynaksız olan ve (kendi kaynağından yoksun) "olmak" durumu ve varoluş yine kendinin nedeni/dayanağıdır.

Bundan ötesini bilmiyoruz ve bilemeyiz. Varyasımsal bir Tanrı düşüncesiyle insan aklıyla ve düşünce sesleriyle duyumsallaştırılmış kitaplarla Tanrı uydurmamalıyız.

Serbest iradenin nesnel öznel doğal kaynağı/dayanağı yine doğadır ve varoluştur.

Küresel çapta, Bireysel özgür ve eşitlikçi yaşamların sağlanması için (nitelikli) hiç bir toplumsal güvence ve sosyal anlaşma yoktur ya da üst bağlam yoktur. Uluslararası anlaşmalar insana hakları koruma konusunda yetersizdir. Bunu imzalayan devletler bu konuda saygılı değiller.
Biz bu anlaşmaları imzalayan ortak devletleri de Uluslarası birleşime ve hukuk sorgusuna ve bunu uygulamayan devletlere açık bildiri verilmesine ve gerekirse hukuksal uygun yaptırımlarda bulunma birleşimine çağırıyoruz.

Kaldı ki dini anlayış ve Tanrı Sahipliği bunların önünde bir engel ve settir.

İşin aslı sosyal anlaşmalar yapısız ve çürük ve bozuktur.
Derhal terkedilmeliler. İnsanlık yeni ortak amaç ve anlaşmalar etrafında birleşmelidir. Sosyal değerler yeniden yazılmalıdır ve senkronize edilmelidir. Savaşların ve ortak acıların durdurulması için çözümler üretilmelidir. Güç boyun eğilmesi değil durdurulması ve engellenmesi gereken olacaktır.

Devlet kuramları/aygıtları bir avuç elitin elinde kalmış, sıkışmış, daralmış, azınlığın ve orantısız gücün çoğunluğa tahakkümünü sağlayan aygıtlara dönüşmüş, yapısız ve bozuk kurumlardır. Uluslarası hukuk ve yaptırımlar son derece yetersizdir. Dünyanın bir kısmı başka hayat bir kısmı başka hayat yaşamaktadır. Göç ve iltica sorunları had safhadadır. İnsalık buna dur demelidir.

Din devletleri tamamen karanlık toplumsal yapıları simgelerler.

Din insanlığın başına çöreklenmiş bir veba ve beladan ibarettir

Toplumlar tamamen ezik sömürüsel kastlarla doludur

Tanrıyı onaylayan, seçen, vicdanlar dürüst ve içten değiller ve (kendilerine dönüp bakmalılar ve sormalılar biz kimiz?) yanılıyorlar ve doğayı yeterince incelemediler ve gözlemlemediler.

Kurumsallaştırılmış dinler yıkılmalıdır ve tarihe gömülmelidir. İnsanlık bu kara lekeyi alnından ancak böyle temizleyebilir.

Yeryüzünde onanmış/tanınmış hiçbir din devleti kalmamalıdır. Bu yine insanlığın kendisi için bir iç tehdittir ve töhmet unsurudur.
Din birey vicdanına acilen sıkıştırılmalıdır. Din devleti adında bir devlet tanınamaz.

Dinler üstünlükten, ayrılıktan, seçilmişlerden ve seçilmişlikten/özellikten sözetmektir.

Özellik üstünlük vb. kavramlar tamamen yadsınmalıdır. Nesnel indirgeme de hiç bir varlık özel diğerinden başka türlü ve farklı değildir.

Öznel indirgemeler kendi subjektivitesini içerir (içinde taşır -dayatır- ve adı üstünde özneldir) ve bilimsel bilgisel değildir. İstemseldir, öyle olmasını ummadır. İnançsaldır. Erekseldir.

Tanrı öznel ve subjektif bir alan olarak nesneye dayatılamaz ya da özne olarak ve özne kalarak nesneye indirgenemez. Ya da eğer indirgeniyorsa tüm nesneninde kendidir. Eğer Tanrının özne ya da yine kendi olarak nesneye indirgeneceğinden ya da tüm nesneye eşit olacağından da sözedeceksek tüm varlığın Tanrı olduğundan sözetmeliydik.

Diğer durumda Tanrının bir maddesi/nesnesi ve kendisi olmadığından yani yokluğundan sözedeceğiz.

Diğer durumda varolan maddelerin Tanrı olmadığından ve Tanrıdan başka oluşundan ,Tanrı ile bağsız oluşundan ya da Tanrı tafarından bilinmeyeşinden sözederiz.

Nesne eğer özne olarakta kendi nesnesini temsil ediyorsa yine "TümVarlık Tanrıcı" bir indirgemeden sözetmeliydik

Varlığı Varlığa Aşkın ve dışrak güç sahibi olarak nitelenen Tanrı anlamsızdır.

Yokluk indirgemeleri Var'a göre anti denklemi kurularak yapılmalıdır. (Mutlak varlık olmaksızın) Mutlak yokluğa varlık indirgenemez.

Varlık başlama zeminine çekilemez.
Başlama hatası varlığı başı sonu ve ucu olan bir doğru düzlem gibi düşünmeye/hapsetmeye dayalı bir düşünüş hatası ve bir soyutlama yanlışıdır. Başlayan herşey bitmeye muhtaçtır.

Varlık ne ilk kez ne den son kez başlayamaz ve bitemez . Bu olanın doğasına terstir.

İlk başlangıç en son bitişle her zaman eşittir. Bu anlamsızıdr. Filozofik olarak bu düşünce çürük, temelsiz ve eğretidir. Öngörüsüz hiç bir anlamı yok. Düşünce temelinde yok.Aksini söyleyenler bilmiyorlar ve öğrenmediler. Henüz yeterince göremiyorlar bunu kabul etmeliler. Büyük sözü dinlemeyi öğrenmeliler. Görene ve bilgiye büyüğe saygı göstermeyi öğrenmeliler.

Dinler yıkılmalıdır. Tersi insanlığın ve barışın, birarada dürüst yaşamın tersini tartışmak olacaktır. Tersi sömürüyü tartışmak olacaktır.

Dinler insancıl değiller. Barışçıl değiller. Birbirine düşmüş, düşürülmüş bir dünyayı ve insanlığı simgeliyorlar.

İnsan yakmakla bizleri tehdit eden bir Tanrıya boyun eğmemeliyiz. Güce boyun eğmemeliyiz.
Yine bilgilenmeksizin böyle bir durumu onayan hariç diğerlerine ısrar ve zorla dayatan vicdan uzun ve orta vade de açıkça insanlık düşmanı ilan edilmelidir.

Dinsel metinlerin Sümer tabletlerine kadar dayandırıldığını artık net olarak biliyoruz ve tarihin gözleri önündedir. Bilimsel objektif soruşturma ve araştırmalar yapılmalı paylaşılmalı ve bunların sonuçları beklenmelidir.

Mitolojik incelemeler bize göstermektedir ki; din konusu tam bir muamma, bulmaca ve açmaz gibi görülür ancak ancak iyi bakılırsa objektif/nesnel çözümleri de mevcuttur.
Bir çok alternatif çözümleme kuram mevcuttur ve artık gözler önündedir.

Kimi kuramcılar Uzaylı Antik Astronot gibi Uzaylı Yarı-Tanrı teorileri de üretmişlerdir ve bu kavramlar yine tarihsel incelemelerden beslenir.

İşin aslı mitler, eski metinler, mitolojiler hatta kutsal kitap sayılanların incelenmesinden açıkça görüyoruz ki uzaylı güçlü varlıklar ve bunların dünyayı ziyareti ve sömürgeye uğratması olasılığı ve savı güçlü dayanaklara ve yeterli öngürüye sahip bir yaklaşımdır.

Kutsal kitaplar gökten kızgın ateşlerle büyük kentlerin yıkıldığından ve insanların dil ve belleklerinin tanrılar tarafından kuşatılıp ayrıldığından sözeder. Hangi aklı başında Tanrı bunu yapar? Ben insan aklımla beni aşan bir varlığı önerir ve onaylarken bekleyeceğimiz merhamet bu mu?

Bunu onaylayan ve sorgulamayan bir vicdanı bir yerden sonra biz artık kendi vicdanımızda insanlığa sığdıramayacağımızı belirtmeliyiz.

Kutsal sayılan ve sanılan açık kitaplar dış dünyadan gelen Melek ve Tanrı adı alan varlıkların yine dış dünyadan 3- 4 metrelik başka türler getirerek insanlarla genetik eşleştirme ve melezleme çalışması yaptığından da sözediyor değil mi?

Kutsal sayılan ve sanılan açık kitaplar dış dünyadan gelen Melek ve Tanrı adı alan kimi varlıkların yine kentler yıktığından, çok köpürüp kızdığından (ve çoğul olduklarından) sözediyor mu?

Tevrat'ın Babil'den bakan Tanrıları çoğul mudur? Tekil midir?
Rab mıdır? Rablar mıdır?

Cehennem literatürünün tümden toptan din düşüncesinden acil çıkarılması yapısız dinsel kurumların lağvedilmesi gerekmektedir. Cehennem hangi insan aklına ve vicdanına sığar. Bireysel vicdan da bunu kendi başına ve kendi tekelinde onaylayan bir insanı belki anlayabilirdik oysa bu diğerlerimize de dayatılmaktadır.

Dinsel tüm kurumlar töhmet yuvalarıdır. İnsanların zihinlerini esir ve köle ederler.

Din kuramları dayanaksızdır ya da nesnel dayanaktan yoksundur ( ve dayanaksızdır.)

Nesne kendinin sebebi olarak indirgendiğinde hareket ve dönüşüm bulunur/buluruz ya da içsel yasalarından sözetmeliyiz.

Nesnel geçerlilik ve görüm/bakış nesnenin özne ve kendi olarak görünümlerini ve bilişlerini sentezlemeye yeterlidir.

Bilinç madde ve madde bilinçtir. Tersi değildir. Aynıdır. Özne nesne ,nesne öznedir.

Bunun dışında tarihin en eski dinleri ve dinsel metinleri olan Uzakdoğu metinleri ve öğretileri, Ortadoğu dinlerinin dinsel çelişkilerinin bir çoğunu barındırmaz. Oldukça barışçıl, insancıl ve Hümanisttir. Doğu yollarının pek çoğu tanrıyı onaylamaz varlığı Brahmancı bir doğa kavramında birleştirir. Uzakdoğu gizemciliğinde Panteizm ve TümVarlıkçılık izleri mevcuttur. Sufi yolu da benzer biçimde TümVarlıkTanrıcı olup benzer açıklamalar yapmaya girişildiğinde ilgilileri katledilmiş ve susturulmuştur.

Bizler aciz kullarını Cehennemle sınayan bir Tanrının kulu olma düşüncesini açık ve net olarak reddediyoruz.
Bunu felsefi, düşünsel, filozofik, bilgisel ve kavrayışsal ya da tarihsel açık objektif nesnel dayanakları artık mevcuttur.

Tanrı düşüncesi kara kapkara bir vicdandır.

Bu düşünceyi kabul eden insanları açık ve net sorguya ve bilgilenmeye ve öğrenişe davet ediyoruz.çağrıyoruz.

Sana ya da bize cehennem buyuran bir Tanrının senin vicdanın da olması ve onaylanması benim içinde bir lekedir ve karanlıktır.

Dinler karanlık ve baskı getirmiştir, korku sebebi olmuşlardır.

Ölüm ötesi korkusu ile tehdit ve travma edilen varlık güçsüzdür, dengesizdir.

Ölüm için uygun kavram ve belirtme doğanın /olanın ( izafi) hareketi ve geçişleridir.

İnsan doğum ölümlerinin çiçeklerin doğum ölümlerinden bir farkı yok. Doğaya ve tüm olana dair görünümlerdir.
İşin aslı çok derine inersek ben benim (şimdi bu zamandaki bu beden ve benden ibaretim) belirlemesi filozofik sosyolojik olarak hatalıdır. Ben olanım, ben varlığım, ben diğerlerine (diğer şeylere de) dair bir içeriğim . Ben tüm doğada ve evrende kapsanırım ve tüm olandanım gibi belirlemelere yürürüz.

İşin aslı ne ölüm vardır ne doğum vardır. Doğa da bir denge, kendi yapısalında bir oluşsallık vardır. Olan hareketsel dönengelerle devam eder, sürer, sonsuzdur, açmazdır.
Tüm bunlar doğal görünümler ve çatışkılardır. İnsan doğuş ölüşleri güneşin doğuş batışları gibidir ve sıradandır/görünümseldir.

Çok kurcalamak bizi hiçbir şey yapmaz. Tüm olanın eki yapıyor.

Ölüm sonrası ve ölüm ötesi korkuları yenilip yıkılıp atılmalıdır. İnsan doğmaz ölmez. Başlamaz bitmez, doğadaki herşey gibidir.

İnsan zihni bilinmezliğe hapsedilemelidir. Enerji her daim devirdaimseldir.Mutlaksaldır.

Varlık olan hepimiziz ve her şeydir

BİZİM KAYNAĞIMIZ VAROLUŞTUR.

Başka dayanak kendi dayanağından yoksundur.

Bilişe indirgendinde ya da bilişsel indirgendiğinde ve çözümlenip soyutlandığında
Tanrı ile aynı temel probleme/paradoksa dayandırılan varlıklarız.

Tanrıyı varedeceği varsayılan koşullar ve koşullsallık biz herşeyi de kendini de varedebilir.

Tanrıyı varedeceği (ya da doğal biçimde içinde barındıracağı varsayılan koşullar ve koşullsallık Tanrısızca ve Tanrı barındırmadan da kendinin sebebi olabilir. İşin açıkçası Tanrı bir dayatmadır öyle kalmalıdır ve bilinmelidir. Bu görüşsel sentezdir. Algısaldır.
Tersi kronik bir subjektif yanılgı ve dayatma olacak. Bilişsellik tersi.

Tanrıyla tamamen aynı nesnel ve dayanaklara sahibiz.indirgeniriz.

Tanrıyla tamamen aynı ve birebir açmaz ve aynısal nesnel ve dayanaklara sahibiz.

Tanrıyla tamamen aynı nesnel ve geçerli /kendinden dayanaklara sahibiz.

Tüm bilimsel akılsal vicdani inceleme ve dayanaklar bize göstermiştir ki Tanrı tamamen asılsızdır . Asılsız dayanaksız bir varsayımdır ve bundan öte gidemez. Nesnel değildir. Nesnel bir öneri değildir. Nesnel bir geçerliliği yoktur. Hiç bir geçerliliği yoktur kılınamaz.

Tanrı seçmek sahip iye seçmektir. Tanrı sahip benimsemektir bundan öte gidemez yaslanamaz, yaslandırılamaz, yaslandırılamayacaktır

Tanrı tamamen öznel bir alandır bilimlerin ve bilişlerin, belleklerin konusu yordamı değildir. Araştırma keşif konusu hiç değildir ve olmayacaktır. Nesnel bir neden dayanak yoktur. Objektif araştırma dayanağında yoksundur.
Buna dair geçerli hiçbir açık nesnel objektif neden öne sürülemez. Çürütülmesine de gerek yoktur ve kalmayacaktır

Felsefe Tanrıcılık değildir. Bilişlerin konusudur.-alanıdır.
Felsefe ve bilişsellik ile Doğacı ve Tüm Varlık Tanrıcı Panteizm vb. anlamı dışında tü mvarlığı kapsamayan/kuatmayan ve ele almayan hiç bir "Bireysel /Bireyci Tanrı" düşünümü ve bunun onayı asla yanyana getirilmemelidir.

(Öznel) Tanrı dayatmak öznel bir varsayımdan ve subjektif bir telaştan öte gidemez.
Nesnel Tanrı kendidir. Tüm olanın kendidir.
Öznel Tanrı bölümnleniyor ve tüm olandan soyutlanıp ayrı bir varlık olarak içe (içte merkezde ya da bilinmeye nbi zman mekan konumda varlık dışı bir soyutlama olarak) hapsediliyor bu mümkün değil. Ya Tanrı herşeyi kapsar ve içerir ya herşey Tanrıyı kapsar ve içerir-barındırır. Tersi olanaksızdır. Tanrı demeye de olanaksızdır.
Öznel bölümleme ve soyutlama (içe ve dışa atma onun varlıktan soyutma/koparma ayırma hatasıdır ve) Tanrının Tanrı olmadığını iddia eder/belirtir ya da Tanrının varlığını çelişkiye götürür.

Tanrılar tüm varoluştur. Tüm varolandır.
Kaynak kendinin kaynağı ve nedeni olarak kaynaksızdır.
ve kendinin kaynağı ve nedeni olarak döngüye girer.

Kaynak demek içte, (görüşte bilişte düşücnede) belirlenen, belirtilen ve işaretlenen bir kavramsal saptamadır.

Kaynak asılsızdır. İçte saptanan belirlenen bir kavramdır ve metodolojidir. Dışsal bir belirleme imkansızdır, metotsuzdur, Asılsızdır

Doğada başlangıç yok. Tersi anlamsız mümkünsüz. Bunun tersini tartışmak delilere göre bir iş..

Tanrı sanılanlar göksel nesnelerdir ya da ileri gidenlerdir büyük çoğunlukla insanlıkla teması olan göksel varlıklardır.

Tanrı saymacılık ve sanmacılık bundan ve kendine hami seçmekten benimsemekten ve sahip iye edinmekten öte gitmeyecektir .

İnsanlık Tanrılara muhtaç değildir. Bilgi, bilim ve bilinç tüm evrendedir/evrenseldir ve herkese dağılır.

İnsanlar kendi kaderini kendi tayin edecektir.
Etmelidir.

MUTLAK VARLIK BAŞLANGIÇ VARLIĞI

Üstün Üst özne olarak dayatılan Tanrı mantıklı bir fikir değildir. Nesnel kapsamda Varlık kendini içermelidir. Eğer Tanrı tek varlıksa herşeyi ve kendini içermelidir.
Eğer Tanrı tek varlıksa herşeyi kendinde içermelidir

Tanrının tek varlık olarak soyutlandığı bir başlangıç düzleminde tüm olan tanrı olmalı ve olan her şey Tanrı olmalı ve tanrıyı içermelidir. Tanrı da orda herşeyi içermeli. Yani Tanrıdan başak olamaz. Bundan sonra ne oluyor? Ben sen nasıl Tanrıdan başka olabiliyoruz?
Yani tanrı bir şey yaratmak üretmek için bile bir anti alan kullanamaz
Kendi var sadece salt kendi. Yoklukta kendi orda varlıkta kendi
kendinden başka varlık/varlığı yoktur.

Kaldı ki zamansız başlangıçsız bir varlık için başlangıç zaman ve yaratma ve eylemin başlatılması gibi eylem durum soyutlamaları hatalıdır

Başlangıç belirtmesine yerleştirilen Tanrı (hatalı ve bozuk bir saptama çünkü başlangıcın kendi hatalı ancak) her açıdan anlamsızdır ve mantık dışıdır. İlk ve tek varlık olan Tanrı kendi başkası ve antisi yokken çoğalabilir mi? bölünebilir mi?
Bu durumda varlıkta herhangi nesneyi Tanrıdan ayırmak ( (Başlangıçta da) Tanrı olmayan şeyler olduğunu) yine Tanrının yok olduğunu iddia etmek olacaktır.

Tanrının mutlak ve tek ve salt varlık olacağı durumda ilelebet tüm varolacaklar da Tanrı olarak işaretlenebilir. Diğeri Tanrıdan başka varlık öne sürmek, Tanrının saltlığını bozmak, Tanrının zamanı ve biçimini sınırlamak olacaktır.
Mutlaklar kendini işaret eder, değişemez ya da kendi içinde başkasızca varolabilir.

Tek salt mutlak varlık olan şeyin antisi yine kendisi ya da kendi yokluğudur/tekliğidir. İlelebet Tanrıdan başka olanlardan sözedilemeyecektir. Sözetmek anlamsız olacaktır.
Bu durumda;
Yaratma olarak sözedilenden Tanrının bölümlenmesi ya da yine Tanrının kendi içinde değişimi ve hareketi olarak sözedilmesi makuldür.

Tanrının Mutlak ve Salt olduğu düzlemde Tanrıdan başka olanlardan sözetmek yok olanlardan sözetmek olacaktır.

--
KOLAY;
YA DA BASİT

Madem cehennem var ya da yok ancak madem insanlar olarak birleşelim fikir birliği yapalım ve ya hepberaber yanalım ya da kimse yanmasın. Belki de Tanrının sınavı budur.

Kendi vicdanınız sınayın dürüstçe sınayın bakalım sınavı/testi geçebiliyor musunuz
Ya ben seni sınıyorsam ta mşimdi bunu ayzarak ve yazarken ben senin insanlığını sınıyorsam ve bir Tarn ıyoksa

Göksel bilinmeyen bir kurama inanmakla bir insana inanıp inanmamak ve güvenip güvenip arasında çeliştiriliyorsunuz buyrun...

Peygamberler fiolozoflarsa böyle yazsınlardı.
Açıkçası gerçeklerse delirmişlerdir ya da gerçek sanmışlar.
Eğer politik izafi aldatmacalar ve geçmiş çürük çarık bilgiler değilse kişi yanılmıştır. Öyle sanmıştır. Kişi Tanrının sesini duydum duyuyorum sanabilir .
Bu onun yanılgısıdır. Bu yanılgıay başklarını da hapsetmeye gerek yok.
Açıkçası Biz ve bir çok başka insan da benzer dönemler geçirmiştir ve atlatmıştır.
Bir çok insan;
Tanrı sesini duyduğunu sanma, kendini özel sanma ve peygamber seçilmiş görevli sanma hülasaları atlatmıştır, geçirmiştir.
Hala bunu sananlar var deli diye hastaneye yatırılıyor ya da internette bir avuç insana yazıyor. Hemen kimse peygamber diye peşinden gitmiyor
İyi şeyler bildirse bile.
....


Bizler bu metni yazan düşünce grubu ve odağı olarak birleşmeci bir çabayla bu yazım sürecini yürüttük.

Biz Evrensel ortak değerlere ve birlikte beraber birarada yaşamaya canı gönülden inanıyoruz
Barış, kardeşlik ,insan hakları gibi değerleri kutsallaştırıyor ya da bizi bir arada tutuan/kılan değerler olarak bunları -pozitif- üstselliyoruz.
Sonsuzluğa inanıyoruz.
Zorunluluğa ve zorunluluğun gücünün bizi bir arada tuttuğuna ve dayanışmaya ve bilime, bilmeye ve bilişmeye ;iyi günlere ve ortak vicdana inanıyoruz ve güveniyoruz.
Bağlılığı yadsımıyoruz.

YARDIM VE ÖNERİ 1 DİNLER ÜSTÜ KONSEY

Küresel olarak; din, bilim felsefe ve tarih vb. gibi alanlardan birleşen uzmanlardan oluşan bir üst konsey/kurul vb. toplanması örgütlenmesi ve insanlık adına geniş çapta araştırma keşif sürdürmesi ve oalbildiğine atışmadan dürüst tartışarak bunu insanlığa duyurması ve
Yeryüzündeki her tür bilginin bir araya ve ortaya konularak her fikre savunma hakkı verilerek insalık adına geniş uzlaşı tartışması ve forumları sürdürülmesini öneriyoruz.
Hatta bunu canlı ve naklen yapılması da kayıtlanması da sağlanabilir.
Bir dinler üst konseyi ve dinlerden özgürlük çağrısı grubu konseyi kurulabilir.
Ancak antik savlar dahil eşit savlanmalıdır; eşit temsil görmelidir.
Örneğin, Tesit, Atesit, Deist, Pantesit, Agnostik Dış Uzaycı , Uzaylı Tanrıcı

Tersinde ise;
Ya da kuracağımız dinden özgürlükçü, karşı bilgici bir gruba karşı diğerleri kendilerini açıkça savunsunlar

YILLAR SÜRSE BİLE

--------------------
OLASI YARDIM YA DA SAVUNU VE YARDIMLAŞMA ÖRNEĞİ; OLASILIĞI 2:

Yeryüzünde yayımlanmakta olan ve gelecekle iletişim olduğu da apaçık açıkça belirtilen bir metince tüm varoluşun varolan herşeye ortak sahip olduğu mutlakçı bir iye Tanrı olmadığı belirtilip onaylanmaktadır.
İnsanlık, Halklar ya da Hükümet, Birey ve Toplum Temsilcileri nezdinde toplanarak ,tanıkların korunması ve sürecin bilimsel yetkin gözlemi ışığında bilimsel bir deney ve toplu tanıklıkla bilimsel bir İNSANLIK CELSESİ yapılmasını olmasını öneriyoruz.

--------------